29 Kasım 2015 Pazar

Çocuk Kaçırmaya ilişkin davalarda ‘çocuğun en çok yararı’ kavramının Kapsamını Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi mi Çizer:


Ferrari/Romanya ( 1714/10, 28/04/2015) davasında[1] AİHM iade talebinin olağanüstü temyiz yoluyla reddedilmesi nedeniyle AİHS 8. maddesinin ihlal edildiğine karar verirken çocukların iadesine ilişkin kararların değerlendirilmesinde  ‘çocuğun en çok yararı’ kavramının özel bir anlam ifade ettiğini belirtmiştir. Davaya konu olayda AİHS 6. Maddesi yönünden sorunlu olabilecek hususlar da dahil inceleme sadece AİHS 8. Madde kapsamında yer alan aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde yapılmıştır.
Davaya konu olaylara kısaca bakacak olursak:
 Askeri bir pilot olan başvuran eşiyle birlikte (MTR) Birleşmiş Milletlerdeki (BM) görevi için Arjantin’den geçici olarak ayrılarak Kıbrıs’ta yaşamaya başlıyorlar. Burada iken birbirlerine çocukla seyahat edebilmeleri için imzalı belge veriyorlar. MTR çocukla birlikte vatandaşı olduğu Romanya’ya gidiyor ve başvuranın görev süresi sonrası döneceği Boenos Airos’ta tekrar bir araya gelme konusunda anlaşıyorlar. Ancak başvuran söz vermesine rağmen eşine yolculuk için gerekli masraf ve belgeyi yetiştiremediği için müşterek çocuğun pasaport süresi dolunca başvuranın eşi çocuğa Romanya papasortu almak istiyor, ama başvuran buna izin vermiyor. Bundan sonra başvuranın eşi boşanmak ve çocuğun velayetini almak amacıyla Romanya mahkemelerinde dava açıyor. Bunun üzerine başvuran çocuğun annesiyle seyahati için verdiği belgeyi geri alıp çocuğun  geri dönmesinin sağlanması için La Haye sözleşmesine[2] dayanarak Dışişleri bakanlığı aracılığıyla Arjantin Merkez Makamına başvuruyor.
 Başvurunun iletildiği Romanya Merkez Makamı yapılan görüşmede başvuranın eşi, çocuğun Arjantine dönmesini kabul etmeyince başlayan dava sırasında MTR başvuranın çocuğun seyahati için verdiği yetki belgesinin iptal edildiğini öğreniyor. Başvuranın davasının reddedilmesi gerektiğini çünkü onun farklı cinsel yönelimleri olduğunu (sexual deviant) olduğunu ve çocuğunun güvenliğinden endişe ettiğini söylüyor.  Buna rağmen mahkeme başvuranın başvurusunu kabul ediyor, tarafların velayeti birlikte kullandıklarını, başvuranla başta çocuğun dönmesi konusunda anlaşmalarına rağmen  MTR’nin çocuğu tuttuğunu, boşanma kararı verilmiş olsa bile velayet konusunda karar verilmediğini, bu nedenle çocuğun iki hafta içinde babasının yanına dönmesi gerektiğine karar veriyor. Bu karara yapılan itiraz reddediliyor.
 MTR olağanüstü yargı yoluna başvuruyor ve burada  yaptığı itirazlar kabul ediliyor ve gerekçe olarak tarafların yoluculuğu beraber planladıklarını ve çocuğun çoktan yeni ortamına alıştığını öne sürerek geri dönmesinin çocuğun yararına  (Best interest) olmadığını, başvuranın işi dolayısıyla başvuranla yeterince ilgilenemeyeceği gösteriliyor. Kararda çocuğa ilişkin olarak düzenlenmiş sosyal inceleme raporuna da dayanılıyor.
Arjantin’in  Merkezi Makamı,  çocuğun yeni ortamına alışmış olmasının Romanya makamlarının yavaş hareket etmesinden kaynaklandığını bunun kendilerine yüklenemeyeceğini, başvuranın mesleki nedeniyle çocukla ilgilenip ilgilenmeyeceğinin velayet davasının konusu olduğunu gerekçe gösterip başvurana Lahey sözleşmesine göre başvuru yapmasını öneriyorlar.
MTR nin boşanmasına karar vermesine rağmen Lahaye sürecinin sonucuna kadar velayet konusunda karar vermeyen Bucharast Belge Mahkemesi velayeti MTR’ye başvuranın çocukla kişisel ilişki kurmasına (görüşme hakkı) veriyor, başvuranın özellikle nafaka konusunda yaptığı itiraz üst mahkeme tarafından küçük düzeltmeler yapılsa da sonuç olarak reddediliyor ve bu karar kesinleşiyor.
AİHS’in 6 ve 8. maddeleri altındaki şikâyetinde başvuran:  Romanya’nın yetkili birimlerinin yavaş hareket etmesinin çocuğu ile olan bağının kopmasına sebep olduğunu ileri sürüyor.
Mahkeme başvurunun içeriğine göre sadece aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde, yani AİHS 8. Maddesi kapsamında, başvuruyu incelemeye karar veriyor.
Başvuranın iddiası
 Başvuran La Haye Sözleşmesinin amacının çocuğun bir an önce mutad meskene[3] (habitual residence) dönmesini ve böylece velayet hakkının burada karar verilmesini sağlamak olduğunu, bunun için hızlı ve etkili derin bir inceleme sonrasında çocuğun kısa sürede dönüşünün sağlanması yönünde karar verilmesi gerektiğini belirtiyor. En iyi yarar veya çocuğun iyiliğine ilişkin geniş kapsamlı değerlendirmelerin bu aşamada değil la haye sözleşmesine göre belirlenen aşama tamamlandıktan sonra uzun süreli  düzenlemelere ilişkin olarak  yapılması gerektiğini belirtiyor.
Romanya makamlarının sadece yetkili mahkemeyi belirlemeye yönelik usuli bir süreci gereksiz incelemelerle, velayete ilişkin değerlendirme yapmak suretiyle uzattığını ve bu gecikmelerin annenin elini güçlendirdiğini ileri sürüyor.  Kısaca, Sözleşmede belirtilen çocuğun iyiliği (welfare) kavramını yanlış yorumladığını ileri sürüyor.
Romanya Devletinin iddiaları
 Başvuranın çocuğun velayetini almak için hiç başvurmadığını, MTR nin çocuğu hiçbir zaman gizlemediğini, kişisel görüşmeye engel olmadığını, iade talebinin değerlendirilmesi sürecinde gereksiz uzatma bulunmadığını ileri sürüyorlar. Çocuğun en iyi menfaatine yönelik değerlendirmelerinde La Haye Sözleşmesinin 12. maddesine dayandıklarını belirtiyorlar.  İade kararının bozulmasından sonra Romanya Mahkemelerinin velayet ve kişisel görüşmeye ilişkin verdiği karara itiraz etmemek suretiyle başvuranın, bu karardan dolaylı olarak memnun olduğunu gösterdiğini iddia ediyorlar.
Sonuç olarak Devlet La Haye sözleşmesinin 8. Maddesine uygun olarak hareket ettiklerini belirtiyor.
AİHM’in Değerlendirmesi
 Aile hayatına ilişkin X/Letonya davasına atıfla ebeveynlerin ve çocukların birlikte olmalarını aile hayatının temel unsurunu oluşturduğunu ve bunun AİHS 8. Maddesi kapsamında olduğunu belirttikten sonra devletin bunu engellememe yükümlülüğü yanı sıra bunun gerçekleşmesini sağlamak için için  pozitif ödevi de olduğunu belirtmiştir. Ancak iki ebeveyn veya çocuk ve kamu düzeni arasında yarışan veya çatışan haklar söz konusuysa devletin hangisine üstünlük veya öncelik tanınacağına karar vermekte takdir yetkisine (magrin of appreciation) sahip olduğunu belirtmiştir (Maumousseau ve Washington/Fransa, 39388/05, AİHM, p 62, 06/12/2015), tabi ki çocuğun en iyi yararı da öncelikle dikkate alınmalıdır. Burada Mahkeme önleme veya hızlı iadenin  çocuğun en iyi yararı kavramının belirli ve özel bir anlamı olduğunu da belirtmiştir. (X/Letonya, 27853/09, p 95). (Gnahore/Fransa, 40031/98, AİHK, p 59, 2000). Bunun yanıda, Uluslararası  Çocuk kaçırmaya ilişkin alanlarda   Sözleşmenin 8. Maddesinin yorumunda Lahay Sözleşmesinin, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin ve ilgili ve gerekli olduğu sürece uluslararası sözleşmelere ilişkin kuralların ışığında yorumlanması gerektiği belirtilmiştir.
İadenin sağlanması anlamında talepte bulunulan devletin velayet davasından farklı olarak ilgili kişilerle daha yakından ilişkide olduğu da gözetilerek, çocuğun yararın  La haye sözleşmesinin 8. Maddesinde öngörülen istisnaları dikkate alarak belirlenecektir. Yani, çocuğun en iyi yararı belirlenirken genel bir değerlendirmeden çok sözleşmede belirtilen istisnai hallerden birisi yoksa iadeye engel bir durum bulunmadığı kabul edilmelidir. [4]  AİHM bu davada incelemesini iadeye ilişkin prosedürün adil olup olmadığı ve çocuğun en iyi yararının gözetilip gözetilmediği hususlarında yapmıştır.
Bu durumda AİHS ve La Haye sözleşmesinin birbirine uyumlu olarak yorumunda dikkate alınması gerekli iki ilkeden bahsedilmiştir  ( p 47). Buna göre, öncelikle çocuğun derhal iadesine istisna teşkil eden sözkonusu sözleşmenin 12, 13 ve 20 maddede belirtilen istisnaî durumardan birinin bulunup bulunmadığı, özellikle bu husus taraflarca ileri sürülmüşse, iadenin talep edildiği Mahkemece mutlaka  değerlendirilmelidir. İkinci olarak, bu değerlendirmeler  AİHS 8. Madde kapsamında yapılmalıdır
AİHM Sözleşmenin 8. Maddesinin, ulusal makamlara özel usuli bir yükümlülük getirdiğini belirtmektedir. İade talep edilen mahkeme  çocuk iadesi talebine ilişkin ileri sürülen itirazları değerlendirmenin yanı sıra bunları davanın koşulları dikkate alarak gerekçelendirmelidir. AİHM bu hususu titizlikle inceleyeceğini vurgulayarak, hem La Haye Sözleşmesinin 12,13, ve 20. Maddelerine kapsamında kalabilecek itirazların  incelenmesinin reddi ve  hem de yetersiz, klişe gerekçe ile verilen red veya kabule ilişkin kararların    AİHS 8  ve aynı zamanda   Lahaye sözleşmesine aykırı olacağını ortaya koymuştur. İade davalarının özelliği gereği kısa sürede sonuçlandırılmalı ve uygulanmalıdır. AİHM hızlı hareket etme gerekliliğine uyulmamasının tek başına AİHM’in devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna varmasına yol açabileceğini belirtmiştir.
Bu ilkeler ışığında somut olayın değerlendirilmesinde,
Başvuranın iade talebi değerlendiren Romanya’nın iki Mahkemesi tarafından kabul edilmiş olmasına, yani bağlayıcı nitelikte iade kararı verilmiş olmasına rağmen, MTR’nin başvurduğu olağanüstü temyiz üzerine bu kararın bozulması nedeniyle AİHM, bağlayıcı bir kararın  delillerin yorumlanmasındaki farklılık nedeniyle ortadan kaldırılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu belirtmiştir (Mitrea/Romanya, 26105/03, 29/07/2008).  MTR’nin ileri bile sürmediği, başvuranın işi gereği çocukla ilgilenemeyeceği, gerekçesine dayanılarak iade kararının kaldırılmış olmasının bu durumu değiştirmeyeceği kabul edilmiştir. Bu karara yapılan itirazı değerlendiren mahkemede her iki ebeveynin seyahate izni olmasına dayanmasına rağmen anlaşmaya aykırı olarak çocuğun daha uzun süre tutulup tutulmadığını değerlendirmemiştir. AİHM bu gerekçelerin La Haye sözleşmesince belirlenen usulü gerekliliklerle ile uyumlu olup olmadığı konusunda ikna olmadığı gibi bu durumun iade kararının geri alınmasına yetip yetmediği konusunda da ikna olmamıştır.
Bu davada iade kararı kesinleşmiş olmasına rağmen uzun süre bunun yerine getirilmemesi sonunda da kararın kaldırılmasına giden sürecin başvuranın AİHS 8. madde kapsamında korunan aile hayatına saygı hakkına aykırı olduğuna karar vermiştir.


                               Sonuç:
                AİHM’in Ferrari/Romanya kararının öne çıkan özelliği, AİHM’in genel olarak Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine dayanarak çocuklara ilişkin davalarda genel olarak değerlendirdiği çocuğun iyiliği veya en çok yararı ilkesini genel anlamda değil, yukarıda anılan Lahaye Sözleşmesinin amacı ve gereklilikleri doğrultusunda yorumlanması gerekliliğini, belki bir anlamda süratle karar verilmesini de sağlamak amacıyla, ortaya koymuş olmasıdır.


[1]  Karar metni için bkz: http://hudoc.echr.coe.int/eng#{"fulltext":["ferrari . Romania"],"documentcollectionid2":["GRANDCHAMBER","CHAMBER"],"itemid":["001-154147"]} (erişim tarihi: 28/05/2015)
[2] Sözleşme Metni için bkz:http://www.uhdigm.adalet.gov.tr/sozlesmeler/coktaraflisoz/lahey/turkce_lah28.pdf
[3]   Mutad meskenin veya çocuğun yeni ortamına alışıp alışmadığının  belirlenmesinde La Haye Sözleşmesinin 12. Maddesinde  belirtilen çocuğun kaçırılmasından sonra geçen sürenin 1 yıldan az veya çok olmasının önemli olduğunu vurgulamak gereklidir. Madde metnine göre   “Bir çocuğun, 3. maddede belirtildiği şekilde, kanuna aykırı olarak yeri değiştirilmiş veya çocuk alıkonulmuş ve çocuğun bulunduğu taraf Devletin adli veya idari makamına müracaat anında, yer değiştirme veya alıkonulmadan itibaren bir yıldan az zaman geçmişse, müracaatta bulunulan makam, çocuğun derhal geri dönmesini emreder. Yukarıdaki fıkrada öngörülen bir yıllık sürenin sona ermesinden sonra bile müracaatta bulunulursa, adli veya idari makamın, keza çocuğun geri dönmesini emretmesi gerekir, yeter ki, çocuğun yeni çevresine intibak ettiği tespit edilmesin”
[4]  İadenin reddine neden olabilecek durumlar  La Haye sözleşmesinin 12, 13 ve 20. Maddelerinde belirtilmiştir.