AİHM, Süleyman/Türkiye Kararı (
Burada anlatacağım karar, nitelik olarak öncü davalardan sayılmasa da hem tanık dinleme usulüne ilişkin öncü davalardaki ilkelerin uygulanmasını göstermesi hem de yargımızın savunma talepleri karşısındaki hal-i pür melalini yansıtması bakımından önemli.
Kararın konusu adil yargılanma ilkeleri kapsamında tanığın dinlenmesi ilkelerine ilişkin. Bu kararda konunun iki şekilde yansıdığını görüyoruz; ilki tanığın gizli olması, ikincisi
tanığın ifadesinin talimatla alınması. Karar usule ilişkin olarak da önemli bir soruya, "tazminat hangi aşamada istenir" sorusuna cevap veriyor.
Olaylar bölümünü okuyan herkes "böyle bir hatayı nasıl yapmış hakimler" diye düşünecektir. Yani olayları anlatırken daha hakimlerin kararlarının dayanaksız olduğu ortaya çıkıyor. Olayların sıcağıyla kürsüden bu şekilde net görülmüyor galiba…
Başvuran hakkında önceden silahla
işlenen suçlarla ilgili çok sayıda soruşturma var, bu olaylar
medyaya da yansımış. Bir otele açılan ateş
sırasında resepsiyon görevlisi ölüyor. Otelde çalışanlardan biri (sonradan gizli
tanığımız olacak şahıs) araç içinden ateş eden kişiyi gördüğünü söylüyor. Trabzon/Arsin savcılığında alınan ilk ifadeye ifade verenin adı soyadı yazılıyor. Burada fotoğraftan teşhis yaptırılıyor. Yargılama Erzurum'da (suç örgütlü suç kapsamında görüldüğü için o
zamanki özel yetkili mahkeme) yapılıyor. Trabzon’daki bu tanık talimatla
dinleniyor ve ismi gizleniyor. Başvuranın avukatı defalarca
huzurda dinlenmesini istiyor, ismini gizlememelerini talep ediyor ve tanığı sorgulayamadıklarını
söylüyor. Erzurum Mahkemesi ya bu talepleri duymuyor ya da kanun maddesini
yazarak red kararı veriyor. Tanığı niye gizlediği dosyaya hiç yansımamış.
Tanığın korktuğuna dair dosyada beyan yok. Mahkemeye, savcılığa veya
jandarmaya gidip söylemiştir belki, ama dosyaya yansıyan bir beyan yok. Ya
da bu makamlar ben olsaydım korkardım diye düşünüp kendiliğinden gizlemişler
tanığı. Dosyadan anlaşılmayınca tahmin yürütebiliyoruz… Durduk yere yapmış
olamazlar diye iyi niyetli yaklaşarak…
Bu tanık dosyadaki tek delil, yerel mahkeme bu tek delil değil dese de. Yerel mahkeme diyor ki tanığın olay yerinde
olabilme ihtimalini gösteren telefon sinyal bilgileri de delildir. Ama bu delil
tam olay anında olay yerinde olduğunu gösteren bir delil değil. Olay yerinden
yaklaşık yarım saat uzaktaki bir mesafeden alınmış bir sinyal var. Avukat bu
delili olay yerinde bulunmadığını gösteren delil olarak sunarken, yerel mahkeme
bunu o sürede olay yerine gelebilirdi diye yorumlamış. Hatırlatayım, olay
yerinde sinyal alındığına dair veri yok. Yerel mahkemenin tanık beyanının tek delil olmadığı şeklindeki yaklaşımı kabul dahi edilse, tanık dinleme usulünün incelenmesinde en hassas olunması gereken durumun belirlenmesindeki (strict scrutiny) kriter, sadece tanık beyanının tek
delil olması değil, bu delilin mahkûmiyette belirleyici delil olma kriteri de önemli. Somut olayda tanığın beyanının belirleyici delil olması bakımından tartışma yok.
Tek tanık, tek delil, bu tanık
gizli ve sanığın veya avukatının bu tanığı sorgulayacak şekilde ifade alınmasını
sağlayacak bir imkan oluşturulmamış. Üstelik niye gizli tanık
gerekçelerde yok. Tahmin yürütüyorsunuz "sanıklar tehlikeli kişilerse tanık da
korkmuştur’ vs. Dosyada tanığın
korktuğunu gösteren bir şey yok.
Hükümet de savunmada Erzurum -Trabzon arası çok uzak, hem de dağlık alan, nasıl gitsin tanık demeye getirmiş. O
kadar yol yaptık diye övün sonra bu kadar net bir dosyada bunu yaz. Avukat
bu görüşe karşı: “özel yetkili mahkemenin yetki alanı bölgesel yakınlığa göre
belirlendi, o kadar uzaksa madem Erzurum’u niye belirlediler?” AİHM de avukatın cevabını göz ardı edemem
demiş. Trabzon’daki müştekiler huzurda dinlenmiş, üstelik.
87. paragrafı da önemli. AİHM, eğer
talep edilseydi savcılık aşamasında tanık dinlenirken şüpheli ve vekilinin
haberdar edilmesi veya ifadeye davet edilmesi konusundaki usuli güvencelerin
sağlanıp sağlanmadığına da bakabilirdim ama istemediğiniz için bakmıyorum
diyor. Bundan sonra başvuru yapacaklara duyurulur.
Sonuç tabii ki ihlal, ama
tazminat yok. Çünkü talep yok. Burada önemli bir husus da bu. Başvuru formunda
talep edilse bile AİHM hükümet görüş sunduktan sonra bunu size gönderip, hem bu
görüşe karşı görüşlerinizi hem de tazminat taleplerinizi soruyor. Tazminat talebi
bakımından asıl önemli olan bu yazıdan sonra süresinde talepte bulunmak.
Talebiniz yoksa tazminata da hükmetmiyorlar. Bazen istenilse de verilmediği
oluyor, ama o ayrı konu… (AYM'de ise başvuru formunda tazminat taleplerinizi de sunmalısınız)
Bu kararlar içerisinde önem
sırası bakımından önlerde olmasa da pek çok önemli hususa değinen karar burada, tam çeviri,
söylemesi ayıptır ben yaptım.