3 Aralık 2020 Perşembe

Yerel Mahkemece Dikkate Alınmayan Savunmanın İtirazları AİHM kararının Gerekçesi: Süleyman/Türkiye Kararı

 AİHM,  Süleyman/Türkiye  Kararı (Başvuru no. 59453/10, 17 Kasım 2020)

Burada anlatacağım karar, nitelik olarak öncü davalardan sayılmasa da hem tanık dinleme usulüne ilişkin öncü davalardaki ilkelerin uygulanmasını göstermesi hem de yargımızın savunma talepleri karşısındaki  hal-i pür melalini yansıtması bakımından önemli.

 Kararın konusu adil yargılanma ilkeleri kapsamında tanığın dinlenmesi ilkelerine ilişkin.  Bu kararda konunun  iki şekilde yansıdığını görüyoruz; ilki tanığın gizli olması, ikincisi tanığın ifadesinin talimatla alınması. Karar usule ilişkin olarak da önemli bir soruya, "tazminat hangi aşamada istenir" sorusuna cevap veriyor.

Olaylar bölümünü okuyan herkes "böyle bir hatayı nasıl yapmış hakimler" diye düşünecektir. Yani olayları anlatırken daha hakimlerin kararlarının dayanaksız olduğu ortaya çıkıyor. Olayların sıcağıyla kürsüden bu şekilde net görülmüyor galiba…

Başvuran hakkında önceden silahla işlenen suçlarla ilgili çok sayıda soruşturma var, bu olaylar medyaya da yansımış.  Bir otele açılan ateş sırasında resepsiyon görevlisi ölüyor. Otelde çalışanlardan biri (sonradan gizli tanığımız olacak şahıs) araç içinden ateş  eden kişiyi gördüğünü söylüyor. Trabzon/Arsin savcılığında alınan ilk ifadeye ifade verenin adı soyadı yazılıyor. Burada fotoğraftan teşhis yaptırılıyor. Yargılama Erzurum'da (suç örgütlü suç kapsamında görüldüğü için o zamanki özel yetkili mahkeme) yapılıyor. Trabzon’daki bu tanık talimatla dinleniyor ve ismi gizleniyor.  Başvuranın avukatı defalarca huzurda dinlenmesini istiyor, ismini gizlememelerini talep ediyor ve tanığı sorgulayamadıklarını söylüyor. Erzurum Mahkemesi ya bu talepleri duymuyor ya da kanun maddesini yazarak red kararı veriyor. Tanığı niye gizlediği dosyaya hiç yansımamış. Tanığın korktuğuna dair dosyada beyan yok. Mahkemeye, savcılığa veya jandarmaya gidip söylemiştir belki, ama dosyaya yansıyan bir beyan yok. Ya da bu makamlar ben olsaydım korkardım diye düşünüp kendiliğinden gizlemişler tanığı. Dosyadan anlaşılmayınca tahmin yürütebiliyoruz… Durduk yere yapmış olamazlar diye  iyi niyetli yaklaşarak…

Bu tanık dosyadaki tek delil, yerel mahkeme bu tek delil değil dese de. Yerel mahkeme diyor ki tanığın olay yerinde olabilme ihtimalini gösteren telefon sinyal bilgileri de delildir. Ama bu delil tam olay anında olay yerinde olduğunu gösteren bir delil değil. Olay yerinden yaklaşık yarım saat uzaktaki bir mesafeden alınmış bir sinyal var. Avukat bu delili olay yerinde bulunmadığını gösteren delil olarak sunarken, yerel mahkeme bunu o sürede olay yerine gelebilirdi diye yorumlamış. Hatırlatayım, olay yerinde sinyal alındığına dair veri yok. Yerel mahkemenin tanık beyanının tek delil olmadığı şeklindeki yaklaşımı kabul dahi edilse, tanık dinleme usulünün incelenmesinde en hassas olunması gereken durumun belirlenmesindeki (strict scrutiny) kriter, sadece tanık beyanının tek delil olması  değil,  bu delilin mahkûmiyette belirleyici delil olma kriteri de önemli. Somut olayda tanığın beyanının belirleyici delil olması bakımından tartışma yok.

Tek tanık, tek delil, bu tanık gizli ve  sanığın veya avukatının bu tanığı sorgulayacak şekilde ifade alınmasını sağlayacak bir imkan oluşturulmamış. Üstelik niye gizli tanık gerekçelerde yok. Tahmin yürütüyorsunuz "sanıklar  tehlikeli kişilerse tanık da korkmuştur’ vs.  Dosyada tanığın korktuğunu gösteren bir şey yok.

Hükümet de savunmada Erzurum -Trabzon arası çok uzak, hem de dağlık alan, nasıl gitsin tanık demeye getirmiş. O kadar yol yaptık diye övün sonra bu kadar net bir dosyada bunu yaz. Avukat bu görüşe karşı: “özel yetkili mahkemenin yetki alanı bölgesel yakınlığa göre belirlendi, o kadar uzaksa madem Erzurum’u niye belirlediler?”  AİHM de avukatın cevabını göz ardı edemem demiş. Trabzon’daki müştekiler huzurda dinlenmiş, üstelik.

87. paragrafı da önemli. AİHM, eğer talep edilseydi savcılık aşamasında tanık dinlenirken şüpheli ve vekilinin haberdar edilmesi veya ifadeye davet edilmesi konusundaki usuli güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına da bakabilirdim ama istemediğiniz için bakmıyorum diyor. Bundan sonra başvuru yapacaklara duyurulur.

Sonuç tabii ki ihlal, ama tazminat yok. Çünkü talep yok. Burada önemli bir husus da bu. Başvuru formunda talep edilse bile AİHM hükümet görüş sunduktan sonra bunu size gönderip, hem bu görüşe karşı görüşlerinizi hem de tazminat taleplerinizi soruyor. Tazminat talebi bakımından asıl önemli olan bu yazıdan sonra süresinde talepte bulunmak. Talebiniz yoksa tazminata da hükmetmiyorlar. Bazen istenilse de verilmediği oluyor, ama o ayrı konu… (AYM'de ise başvuru formunda  tazminat taleplerinizi de sunmalısınız)

Bu kararlar içerisinde önem sırası bakımından önlerde olmasa da pek çok önemli hususa değinen karar burada, tam çeviri, söylemesi ayıptır ben yaptım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder