18 Mart 2022 Cuma

UYAP'tan KARARI GÖRME ÖĞRENME SAYILMAMALI


Anayasa Mahkemesi Hüseyin Aşkan Kararıyla  (Hüseyin Aşkan, B. No: 2017/15649, 21/7/2020)  bireysel başvuruya konu kararın UYAP'tan  görülmesini 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasında aşağıda altı çizili yerde geçen:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayan/ar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler ... "  

 "ihlalin öğrenildiği tarih" olarak kabul ettiğini söyleyerek, süreyi UYAP'tan karara bakma ile başlattı. Bunun sonucunda pek çok karar süreden  kabul edilemez bulundu. AİHM'de bazı dosyalarda bu içtihadı destekledi. Ancak tek hakimli kararlar olduğu için AİHM için bu yönde içtihat var denemez. 

UYAP işlem kütüğünün başvuru yapan tarafın ulaşımına açık olmadığı da gözetilirse bu içtihadın ne kadar yanlış olduğu ortadadır.  Başvuru sürenizin başlangıcını dönüp kontrol etme imkanınız yok, bir kere baktınız, hemen oturup AYM formunu hazırlamanız gerekiyor. Bu kadar anlamsız bir yorum olamaz. AYM AİHM'in ikincillik adı altında zayıflayan etkisinden yararlanıyor. İyi başvurularla bu yaklaşımdan dönülmesi sağlanabilir, ya da daha adil bir düzenlemeyle başvurucu veya vekili kararı gördüğünde buna ilişkin UYAP'tan istediği zaman bilgi almasının yolu sağlanır.  Böylece başvurucu bilir ki UYAP'tan kararı görmeye bir sonuç bağlanmış. Bu haliyle açıkça hakkaniyetsiz bir yorumdur.

Aşağıda bu karara karşı benim şablon olarak hazırladığım itirazlar var. Ben dosyalarımda ilgili olanları seçip kullanıyorum. İşlem kütüğünün mahkemeden talep edilip eklenmesi gerektiğini de hatırlatmak gerekir. 



I) AVUKATSIZ/ TUTUKLULUK YOK

ADİL YARGILANMA HAKKI:

AİHS6/1

Mahkemeye erişim hakkı

1- a- Ankara Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin, … tarih ve ….. Esas-… Karar sayılı kesin kararı başvurucuya 26.11.2020 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu,30 günlük yasal süre içerisinde, 07.12.2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur(EK-12 ve EK-13 teki belgeler ile sabittir. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi …… tarihli ….başvuru numaralı kararı ile, gerekçe belirtmeden bireysel başvurunun “süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir.

b- Anayasa Mahkemesi (AYM), 30 günlük süre sınırının hesaplama biçimini netleştirmemiş, sürenin başvurucu yönünden işlemeye başladığı ve bittiği tarihi belirtmemiş, İdare Mahkemesi tarafından yapılan tebligat ile bireysel başvuru tarihi arasında henüz 11 gün geçmiş olmasına rağmen niçin 30 günlük sürenin geçtiğine kararında yer vermemiştir. Bu bakımdan başvurucunun süre aşım nedeni belirtilmediğinden AİHS 6/1 maddesi ihlal edilmiştir (Üçdağ ve Türkiye,Başvuru No: 23314/19).

c- Başvurucu kendisine tebliğ yapıldıktan sonra süresi içerisinde başvurusun sunmuştur. Karar sehven verilmediyse, başlangıç süresinin başvurucunun tahmin edemeyeceği bir tarih alınması başvurucular için katlanılamaz bir yüktür.  AYM’nin bu yöndeki içtihatları anlaşılmaz ve öngörülmezdir.  Karardaki alıntılananan Hüseyin Aşkan içtihatı kapsamında bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyorsa da  bu karara göre hangi tarihin başlangıç tarihi olarak esas alındığı ve bunun nasıl tespit edildiği somut dosya bakımından açıklanmamıştır.

d- Türk hukukunda süreler, genel olarak, taraflara tebliğ tarihinden başlar veya Kanunda açıkça öngörülen hallerde ise, tefhim (yüze karşı sözle bildirim) tarihi esastır. Anayasa Mahkemesine başvuru süresi 30 gün gibi kısa süre olması da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin bu genel kuralı aşmak için yaptığı zorlama yorum başvurucular için aşırı bir yük olacaktır.

e- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası "Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayan/ar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler ... " hükmü öngörülen başvuru yolunun sonucunun tebliğ edilmesini beklenilmeyeceği şeklinde yorumlanamaz. Başvuru yolu öngörülmüş başvurularda son başvuru merciin kararının bu kararın tebliği gerekiyorsa Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvurudan önce bu tebliğin esas alınması hukuk güvenliği, dürüstlük ve insan haklarına saygı ilkesi gereğidir. Kanun metninin anlaşılmaz yazılmasının sonucu başvuruculara yüklenemez. Müvekkil tebliğden sonra 11 gün içinde başvurusunu yapmıştır ve bu başvuru süresindedir. Somut olayda son kararı veren mahkeme kararı tebliğ edilmiştir. Türk hukukunda başvuruya konu kararlar her zaman tebliği edilir. Masrafı da başvurucudan önceden alınır. Başvurucunu karar tebliği masrafını  yatırması davası için bir gerekliliktir. O nedenle başvurucunun bu kararının tebliğini beklemesi olağandır.

e) AİHM’e göre de (Üç dağ kararında alıntılandığı üzere) “… mahkeme kararının bir tarafın dikkatine sunulma şekli, kararın tarafa teslim edildiğinin yanı sıra bu teslim tarihinin de doğrulanmasını mümkün kılmalıdır. (Soukhoroubtchenko v. Rusya, no.69315 / 01, §§ 49-50, 10 Şubat 2005 ve Strijak v. Ukrayna, no 72269/01, § 39, 8 Kasım 2005). Kararın tebliği gerekli ise bu tebliğin hangi tarihte yapıldığı esas alınmalıdır.

 

 f- Bu itibarla UYAP’ta kararın görülmesinin öğrenme sayılması doğru değildir. Öğrenme sadece kararı görme değil, kararın tüm unsurlarına vakıf olmayı gerekli kılar. Tebliğ edildiğinde avukatın kararı öğrendiğinin varsayılması işin doğası gereği kabul edilmesi gereken bir sonuç iken UYAP’tan kararın açılmasının öğrenmeye karine sayılması yine aşırı şekilci ve zorlama bir yorumdur.

 

g- Özellikle somut olayın özel koşulları bakımından bu yorum aşır derecede şekilcidir. Anayasa Mahkemesine başvuru süresi 30 gündür. Başvuru sadece mesai saatlerinde,  Mahkeme kalemlerine müracaatla ya da bizzat Anayasa Mahkemesi binasına giderek yapılmaktadır. Sunulan belgeler onaylı olmalıdır. Posta yoluyla veya UYAP’tan müracaat mümkün değildir. Bu başvurunun yapıldığı tarihte ayrıca pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasağı uygulamaları vardı (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/12/20201201.pdf). Hastalık riski nedeniyle mesai saatleri daha kısıtlıydı. Bu itibarla genel olarak başvuru süresinin kısalığı ve şekli yükler Anayasa Mahkemesinin bu kadar katı şekilde süre şartını yorumlamasını hakkaniyetsiz kılarken başvurucu için pandemi yaşanan bu dönemde süreyi daha da kısaltmak katlanılmaz bir yük olmuştur[A1] . Yasal düzenleme de sürenin başlangıcı konusunda anlaşılmaz yazılmıştır.  Hak ihlali bulunan kişi bakımından bireysel başvuru  süresi getirilmesi zaten zorunlu bir kabuldür. Usul ekenomisi gibi pratik gerekçelerle bu kabul edilmiştir. Bu sürenin katı yorumu insan hakları ihlallerinin önlenmesini, özellikle yerel düzeyde önlenmesini zorlaştıracaktır. Bu nedenle bireylerin haklarının yerel düzeyde korunması için, özellikle AİHM’e başvuru sayısı bu kadar çok olan bir ülke yönünden,  gelecekteki benzer ihlallerin önüne geçmek ve idari/yargısal birimlere yol göstermek için başvuruların esastan incelenmesi gereklidir.

 

h- Anayasanın 40/1. Maddesine göre “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Burada “başvuru imkânının sağlanmasını isteme hakkı” tanınması anayasal hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireylere sadece teorik olarak bir müracaat imkânı sunulmuş olmasının Anayasa koyucu tarafından yeterli görülmediğini ortaya koymaktadır. Devlete bu konuda pozitif yükümlülük yüklenmiştir, bu itibarla anayasal özgürlükleri ihlal edilen kimselerin ilgili mercilere derhal müracaat edebilmelerini kolaylaştırmak ve bu konuda fertlerin önüne çıkan engelleri ortadan kaldırmak devletin görevidir[A2] . AYM başvuru süresini yorumlarken bu maddeyi dikkate almalıydı. Maddede bildirim yükümlülüğü ve bildirimi isteme hak olarak düzenlenmiştir.  Anayasanın 40. Maddesinin temas ettiği yükümlülük kapsamında  de AYM’nin  yorum yöntemi yanlıştır, başvurucu lehine yorum zorunludur.  

 

ı- Ayrıca AYM’nin başvurucular aleyhine UYAP’ı araştırıp kendisinin belge toplaması usulü de başvurucular açısından güven sarsıcıdır. AYM Encü ve Diğerleri kararında da UYAP’ı aynı titizlikle incelese eksik belgeleri bulabilirdi. AYM’nin yine “tutukluluk kararı yok, tutuklama itiraz dilekçesi sunulmamış” gerekçeleriyle reddettiği dosyalar da vardır (CMK 38/A.  Ve HMK 445. Maddelerine göre dosyadaki bütün belgelerin UYAP’a taranması zorunludur).  Hükümet bu yönde bir  iddiada bulunmamasına rağmen bu kadar şekilci bir yaklaşımı belge araştırma çabasına girerek yapması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. UYAP işlem kütüğüne sadece kamu makamlarındakilerin ulaşıyor olması, sanık/davacı ve vekillerinin bu kararlara ulaşmaması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır.

 

i- Bunun yanında kararı öğrendiği varsayılan taraf bu kütüğü kontrol edemediği için kararı ne zaman gördüğünü hatırlamazsa bunun yükü kendi üstünde kalacaktır. Yani burada unutma hakkı yoktur. İşlem kütüğü kendisine kapalı olmasına rağmen olumsuz tüm sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılması hakkaniyete aykıdır. Sırf bu neden bile AYM’nin yorumunun katı ve şekilci olduğunun göstergesidir.

 

j- AYM’nin UYAP’a ne zaman bakabileceği konusunda belirsizlikler vardır. (6216 sayılı Kanun 49/3. Maddesine göre Anayasa Mahkemesi esas konusunda inceleme yaparken ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir. Aynı düzenlene kabul edilebilirlik incelemesini düzenleyen 48. maddede yoktur.

 

k- Tüm bu bilgiler doğrultusunda,  başvurucuların UYAP’ı her açtıklarında bunun öğrenme sayılacağını bilmeleri onlardan beklenemez). AİHM’e göre de (Üç dağ kararında alıntılandığı üzere) “… mahkeme kararının bir tarafın dikkatine sunulma şekli, kararın tarafa teslim edildiğinin yanı sıra bu teslim tarihinin de doğrulanmasını mümkün kılmalıdır. (Soukhoroubtchenko v. Rusya, no.69315 / 01, §§ 49-50, 10 Şubat 2005 ve Strijak v. Ukrayna, no 72269/01, § 39, 8 Kasım 2005).

 

l-   Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin kabul edilmezlik kararıyla başvurucunun şikayetinin esasının incelemesini haksız bir şekilde kısıtlayarak  [A3] mahkemeye erişim hakkı ile adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

 

 

 

II)  AVUKATLI/ TUTUKLU

ADİL YARGILANMA HAKKI:

AİHS6/1

Mahkemeye erişim hakkı

Anayasa Mahkemesi (AYM) ….. sayılı başvuruyu sebepsiz ve haksız yere süre aşımından  reddetmiştir. Başvuru süresinde yapılmıştır.  Şöyle ki;

a- Yargıtay'ın  onama kararı, başvurucuya tebliğ edilmemiş , öğrenmeden  sonra  başvurucu vekili 30 günlük yasal süre içerisinde,  bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu süre onama kararının yerel mahkemeye ulaşmasından kısa bir  süre içerisindenidr. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, gerekçe belirtmeden bireysel başvurunun “süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir.

b- AYM, 30 günlük süre sınırının hesaplama biçimini netleştirmemiş, sürenin  o tarihte tutuklu başvurucu yönünden nasıl işlemeye başladığını belirtmemiş,  Yargıtay kararı  tebliğ edilmemiş olmasına rağmen 30 günlük sürenin nasıl geçtiğini açıklamamıştır. Somut olayın özel koşulları dikkate alındığında başvurucunun özen yükümlülüğünü ihlal etmediği aşikardır. Bu bakımdan başvurucunun süre aşım nedeni belirtilmediğinden AİHS 6/1 maddesi ihlal edilmiştir (Üçdağve Türkiye, Başvuru No: 23314/19).

c- AYM 'nin başlangıç süresinin başvurucunun tahmin edemeyeceği bir tarih alınması başvurucu için katlanılamaz bir yüktür.  AYM’nin bu yöndeki içtihatları anlaşılmaz, katı  ve öngörülmezdir. Kararda anılan Hüseyin Aşkan içtihadı kapsamında bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyorsa da bu karara göre hangi tarihin başlangıç tarihi olarak esas alındığı ve bunun nasıl tespit edildiği o tarihte başvurucu  tutuklu olduğu da dikkate alınırsa somut dosya bakımından açıklanmamıştır. Katı ve şekilci değerlendirme mahkeye erişim hakkını kısıtlamıştır. 6216 sayılı kanun lafzî yorumu başvuru hakkını kısıtlamaktadırb

d- Ayrıca Türk hukukunda avukatın onama kararından sonra ilgili ceza davasına ilişkin yetkisinin bittiğini belirtmek gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.03.2007 gün ve 2007/6-13-2007/54 sayılı kararına göre  avukatlık sözleşmesinin kesin hüküm elde edilince sona ereceğinden, kesinleşme sürecinden sonraki işlemler için aynı avukatın işe devam etmesi isteniyorsa ayrı bir avukatlık sözleşmesi (sözlü veya yazılı) yapılması gerektiği aşikardır. Vekaletname  geçerliliğini sürdürse de avukatın başvuru için müvekkilinden sözlü de olsa yetki alması gerekir. Olağanüstü kanun yollarına veya bireysel başvuruya müracaat ceza davasını yürütme görevini alan bir avukat için İstinafa başvuru veya temyize başvuru gibi görevin zorunlu bir parçası değildir. 

e-  Tutuklu müvekkile karar bildirilmeden  başvuru süresi başlatılamaz. Kaldığı ki avukat bakımından da öğrenme yoktur.

 f- UYAP’ta kararı açmanın öğrenme sayılarak tebliğin sonuçlarını doğurması yaklaşımı hukuki belirsizliğe yol açmıştır. Öğrenme daha kapsamlı bir süreci gerektirir.

g- Özellikle somut olay bakımından bu yorum aşırı şekilcidir. AYM’ye başvuru süresi 30 gündür. Başvuru sadece mesai saatlerinde,  Mahkeme kalemlerine müracaatla ya da bizzat AYM’ye giderek yapılmaktadır. Sunulan belgeler onaylı olmalıdır. Postayla veya UYAP’tan müracaat mümkün değildir. Tutuklular için hukuki yardım almak bu süreçte neredeyse imkansızdır. Başvurucu açısından kararı öğrenme olmadan avukatın başvuru yapması mümükün değildir.   Bu itibarla, başvuru süresinin kısalığı ve şekli yükler, AYM’nin bu kadar katı şekilde süre şartını yorumlamasını hakkaniyetsiz kılmıştır. Sürenin katı yorumu insan hakları ihlallerinin, özellikle, yerel düzeyde önlenmesini zorlaştıracaktır.

h- Anayasanın 40/1. maddesi, anayasal özgürlükleri ihlal edilen kimselerin ilgili mercilere müracaat edebilmelerini kolaylaştırmayı ve bu konuda fertlerin önüne çıkan engelleri ortadan kaldırmayı devlete pozitif yükümlülük  olarak yüklemiştir.  Maddede bildirim yükümlülüğü 2. fıkrada    bildirimi isteme hakkına ek olarak düzenlenmiştir. AYM başvuru süresine ilişkin  yorumunu bu yükümlülükler kapsamında değerlendirilmeliydi.  Bu itibarla bildirimin yapılmadığı durumlarlarda konu insan hakları ise başvurucu Anayasanın 40. maddesinin temas ettiği yükümlülük kapsamında yorumlanmalıdır. 6216 sayılıl kanunun 47/5. maddesi bu yükümlülüğü kaldıracak şekilde yorumlandığından AYM’nin  yorum yöntemi yanlıştır, başvurucu lehine yorum zorunludur. 

ı- Ayrıca AYM’nin başvurucular aleyhine UYAP’ı araştırıp kendisinin belge toplaması usulü de başvurucular açısından güven sarsıcıdır. AYM Encü ve Diğerleri kararında da UYAP’ı aynı titizlikle incelese eksik belgeleri bulabilirdi. AYM’nin yine “tutukluluk kararı yok, tutuklama itiraz dilekçesi sunulmamış” gerekçeleriyle reddettiği dosyalar da vardır (CMK 38/A.  Ve HMK 445. Maddelerine göre dosyadaki bütün belgelerin UYAP’a taranması zorunludur).  Hükümet bu yönde bir  iddiada bulunmamasına rağmen bu kadar şekilci bir yaklaşımı belge araştırma çabasına girerek yapması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. UYAP işlem kütüğüne sadece kamu makamlarındakilerin ulaşıyor olması, sanık/davacı ve vekillerinin bu kararlara ulaşmaması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır.

 

i- Bunun yanında kararı öğrendiği varsayılan taraf bu kütüğü kontrol edemediği için kararı ne zaman gördüğünü hatırlamazsa bunun yükü kendi üstünde kalacaktır. Yani burada unutma hakkı yoktur. İşlem kütüğü kendisine kapalı olmasına rağmen olumsuz tüm sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılması hakkaniyete aykıdır. Sırf bu neden bile AYM’nin yorumunun katı ve şekilci olduğunun göstergesidir.

 

 Sonuç olarak AYM hem, belirsiz ve öngörülemez kurallar, hem de katı yorum ilkeleri nedeniyle  mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasına neden olmuştur.