UYAP'tan KARARI GÖRME ÖĞRENME SAYILMAMALI
Anayasa Mahkemesi Hüseyin Aşkan Kararıyla (Hüseyin Aşkan, B. No: 2017/15649, 21/7/2020) bireysel başvuruya konu kararın UYAP'tan görülmesini 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasında aşağıda altı çizili yerde geçen:
"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayan/ar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler ... "
"ihlalin öğrenildiği tarih" olarak kabul ettiğini söyleyerek, süreyi UYAP'tan karara bakma ile başlattı. Bunun sonucunda pek çok karar süreden kabul edilemez bulundu. AİHM'de bazı dosyalarda bu içtihadı destekledi. Ancak tek hakimli kararlar olduğu için AİHM için bu yönde içtihat var denemez.
UYAP işlem kütüğünün başvuru yapan tarafın ulaşımına açık olmadığı da gözetilirse bu içtihadın ne kadar yanlış olduğu ortadadır. Başvuru sürenizin başlangıcını dönüp kontrol etme imkanınız yok, bir kere baktınız, hemen oturup AYM formunu hazırlamanız gerekiyor. Bu kadar anlamsız bir yorum olamaz. AYM AİHM'in ikincillik adı altında zayıflayan etkisinden yararlanıyor. İyi başvurularla bu yaklaşımdan dönülmesi sağlanabilir, ya da daha adil bir düzenlemeyle başvurucu veya vekili kararı gördüğünde buna ilişkin UYAP'tan istediği zaman bilgi almasının yolu sağlanır. Böylece başvurucu bilir ki UYAP'tan kararı görmeye bir sonuç bağlanmış. Bu haliyle açıkça hakkaniyetsiz bir yorumdur.
Aşağıda bu karara karşı benim şablon olarak hazırladığım itirazlar var. Ben dosyalarımda ilgili olanları seçip kullanıyorum. İşlem kütüğünün mahkemeden talep edilip eklenmesi gerektiğini de hatırlatmak gerekir.
I) AVUKATSIZ/ TUTUKLULUK YOK
AİHS6/1
Mahkemeye erişim hakkı
1- a- Ankara Bölge İdare
Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin, … tarih ve ….. Esas-… Karar sayılı kesin
kararı başvurucuya 26.11.2020 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu,30 günlük yasal
süre içerisinde, 07.12.2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur(EK-12 ve
EK-13 teki belgeler ile sabittir. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi …… tarihli ….başvuru
numaralı kararı ile, gerekçe belirtmeden bireysel başvurunun “süre aşımı nedeniyle
kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir.
b- Anayasa Mahkemesi
(AYM), 30 günlük süre sınırının hesaplama biçimini netleştirmemiş, sürenin
başvurucu yönünden işlemeye başladığı ve bittiği tarihi belirtmemiş, İdare
Mahkemesi tarafından yapılan tebligat ile bireysel başvuru tarihi arasında
henüz 11 gün geçmiş olmasına rağmen niçin 30 günlük sürenin geçtiğine kararında
yer vermemiştir. Bu bakımdan başvurucunun süre aşım nedeni belirtilmediğinden
AİHS 6/1 maddesi ihlal edilmiştir (Üçdağ ve Türkiye,Başvuru No: 23314/19).
c- Başvurucu kendisine
tebliğ yapıldıktan sonra süresi içerisinde başvurusun sunmuştur. Karar sehven
verilmediyse, başlangıç süresinin başvurucunun tahmin edemeyeceği bir tarih
alınması başvurucular için katlanılamaz bir yüktür. AYM’nin bu yöndeki içtihatları anlaşılmaz ve
öngörülmezdir. Karardaki alıntılananan
Hüseyin Aşkan içtihatı kapsamında bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyorsa da bu karara göre hangi tarihin başlangıç tarihi
olarak esas alındığı ve bunun nasıl tespit edildiği somut dosya bakımından açıklanmamıştır.
d- Türk hukukunda süreler,
genel olarak, taraflara tebliğ tarihinden başlar veya Kanunda açıkça öngörülen
hallerde ise, tefhim (yüze karşı sözle bildirim) tarihi esastır. Anayasa
Mahkemesine başvuru süresi 30 gün gibi kısa süre olması da dikkate alındığında,
Anayasa Mahkemesinin bu genel kuralı aşmak için yaptığı zorlama yorum
başvurucular için aşırı bir yük olacaktır.
e- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü"
kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası "Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu
öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması
gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayan/ar, mazeretin
kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen
delillerle birlikte başvurabilirler ... " hükmü
öngörülen başvuru yolunun sonucunun tebliğ edilmesini beklenilmeyeceği şeklinde
yorumlanamaz. Başvuru yolu öngörülmüş başvurularda son başvuru merciin
kararının bu kararın tebliği gerekiyorsa Anayasa Mahkemesine Bireysel
Başvurudan önce bu tebliğin esas alınması hukuk güvenliği, dürüstlük ve insan haklarına
saygı ilkesi gereğidir. Kanun metninin anlaşılmaz
yazılmasının sonucu başvuruculara yüklenemez. Müvekkil tebliğden sonra 11 gün
içinde başvurusunu yapmıştır ve bu başvuru süresindedir. Somut olayda son kararı veren mahkeme kararı tebliğ
edilmiştir. Türk hukukunda başvuruya konu kararlar her zaman tebliği edilir. Masrafı
da başvurucudan önceden alınır. Başvurucunu karar tebliği masrafını yatırması davası için bir gerekliliktir. O
nedenle başvurucunun bu kararının tebliğini beklemesi olağandır.
e)
AİHM’e göre de (Üç dağ kararında alıntılandığı üzere) “… mahkeme kararının bir
tarafın dikkatine sunulma şekli, kararın tarafa teslim edildiğinin yanı sıra bu
teslim tarihinin de doğrulanmasını mümkün kılmalıdır. (Soukhoroubtchenko v.
Rusya, no.69315 / 01, §§ 49-50, 10 Şubat 2005 ve Strijak v. Ukrayna, no 72269/01,
§ 39, 8 Kasım 2005). Kararın tebliği gerekli ise bu tebliğin hangi tarihte
yapıldığı esas alınmalıdır.
f- Bu itibarla UYAP’ta kararın görülmesinin
öğrenme sayılması doğru değildir. Öğrenme sadece kararı görme değil, kararın
tüm unsurlarına vakıf olmayı gerekli kılar. Tebliğ edildiğinde avukatın kararı
öğrendiğinin varsayılması işin doğası gereği kabul edilmesi gereken bir sonuç
iken UYAP’tan kararın açılmasının öğrenmeye karine sayılması yine aşırı şekilci
ve zorlama bir yorumdur.
g- Özellikle somut olayın özel koşulları
bakımından bu yorum aşır derecede şekilcidir. Anayasa Mahkemesine başvuru
süresi 30 gündür. Başvuru sadece mesai saatlerinde, Mahkeme kalemlerine müracaatla ya da bizzat Anayasa
Mahkemesi binasına giderek yapılmaktadır. Sunulan belgeler onaylı olmalıdır. Posta
yoluyla veya UYAP’tan müracaat mümkün değildir. Bu başvurunun yapıldığı tarihte
ayrıca pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasağı uygulamaları vardı (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/12/20201201.pdf).
Hastalık riski nedeniyle mesai saatleri daha kısıtlıydı. Bu itibarla genel
olarak başvuru süresinin kısalığı ve şekli yükler Anayasa Mahkemesinin bu kadar
katı şekilde süre şartını yorumlamasını hakkaniyetsiz kılarken başvurucu için
pandemi yaşanan bu dönemde süreyi daha da kısaltmak katlanılmaz bir yük olmuştur[A1] .
Yasal düzenleme de sürenin başlangıcı konusunda anlaşılmaz yazılmıştır. Hak ihlali bulunan kişi bakımından bireysel
başvuru süresi getirilmesi zaten zorunlu
bir kabuldür. Usul ekenomisi gibi pratik gerekçelerle bu kabul edilmiştir. Bu
sürenin katı yorumu insan hakları ihlallerinin önlenmesini, özellikle yerel
düzeyde önlenmesini zorlaştıracaktır. Bu nedenle bireylerin haklarının yerel
düzeyde korunması için, özellikle AİHM’e başvuru sayısı bu kadar çok olan bir
ülke yönünden, gelecekteki benzer
ihlallerin önüne geçmek ve idari/yargısal birimlere yol göstermek için
başvuruların esastan incelenmesi gereklidir.
h- Anayasanın
40/1. Maddesine göre “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen
herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme
hakkına sahiptir. Burada “başvuru imkânının sağlanmasını isteme hakkı”
tanınması anayasal hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireylere sadece teorik
olarak bir müracaat imkânı sunulmuş olmasının Anayasa koyucu tarafından yeterli
görülmediğini ortaya koymaktadır. Devlete bu konuda pozitif yükümlülük yüklenmiştir,
bu itibarla anayasal özgürlükleri ihlal edilen kimselerin ilgili mercilere
derhal müracaat edebilmelerini kolaylaştırmak ve bu konuda fertlerin önüne
çıkan engelleri ortadan kaldırmak devletin görevidir[A2] .
AYM başvuru süresini yorumlarken bu maddeyi dikkate almalıydı. Maddede bildirim
yükümlülüğü ve bildirimi isteme hak olarak düzenlenmiştir. Anayasanın 40. Maddesinin temas ettiği
yükümlülük kapsamında de AYM’nin yorum yöntemi yanlıştır, başvurucu lehine
yorum zorunludur.
i- Bunun yanında kararı öğrendiği
varsayılan taraf bu kütüğü kontrol edemediği için kararı ne zaman gördüğünü
hatırlamazsa bunun yükü kendi üstünde kalacaktır. Yani burada unutma hakkı
yoktur. İşlem kütüğü kendisine kapalı olmasına rağmen olumsuz tüm sonuçlarına
katlanmak zorunda bırakılması hakkaniyete aykıdır. Sırf bu neden bile AYM’nin
yorumunun katı ve şekilci olduğunun göstergesidir.
j-
AYM’nin UYAP’a ne zaman bakabileceği konusunda belirsizlikler vardır. (6216
sayılı Kanun 49/3. Maddesine göre Anayasa Mahkemesi esas konusunda inceleme
yaparken ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir. Aynı düzenlene kabul edilebilirlik
incelemesini düzenleyen 48. maddede yoktur.
k-
Tüm bu bilgiler doğrultusunda, başvurucuların UYAP’ı her açtıklarında bunun
öğrenme sayılacağını bilmeleri onlardan beklenemez). AİHM’e göre de (Üç dağ
kararında alıntılandığı üzere) “… mahkeme kararının bir tarafın dikkatine sunulma
şekli, kararın tarafa teslim edildiğinin yanı sıra bu teslim tarihinin de
doğrulanmasını mümkün kılmalıdır. (Soukhoroubtchenko v. Rusya, no.69315 / 01,
§§ 49-50, 10 Şubat 2005 ve Strijak v. Ukrayna, no 72269/01, § 39, 8 Kasım
2005).
l- Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin kabul
edilmezlik kararıyla başvurucunun şikayetinin esasının incelemesini haksız bir
şekilde kısıtlayarak [A3] mahkemeye
erişim hakkı ile adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
II)
AVUKATLI/ TUTUKLU
ADİL
YARGILANMA HAKKI:
AİHS6/1
Mahkemeye
erişim hakkı
Anayasa
Mahkemesi (AYM) ….. sayılı başvuruyu sebepsiz ve haksız yere süre
aşımından reddetmiştir. Başvuru
süresinde yapılmıştır. Şöyle ki;
a-
Yargıtay'ın onama kararı, başvurucuya
tebliğ edilmemiş , öğrenmeden sonra başvurucu vekili 30 günlük yasal süre
içerisinde, bireysel başvuruda
bulunmuştur. Bu süre onama kararının yerel mahkemeye ulaşmasından kısa bir süre içerisindenidr. Buna rağmen Anayasa
Mahkemesi, gerekçe belirtmeden bireysel başvurunun “süre aşımı nedeniyle kabul
edilemez olduğuna” karar vermiştir.
b-
AYM, 30 günlük süre sınırının hesaplama biçimini netleştirmemiş, sürenin o tarihte tutuklu başvurucu yönünden nasıl
işlemeye başladığını belirtmemiş, Yargıtay
kararı tebliğ edilmemiş olmasına rağmen
30 günlük sürenin nasıl geçtiğini açıklamamıştır. Somut olayın özel koşulları
dikkate alındığında başvurucunun özen yükümlülüğünü ihlal etmediği aşikardır.
Bu bakımdan başvurucunun süre aşım nedeni belirtilmediğinden AİHS 6/1 maddesi
ihlal edilmiştir (Üçdağve Türkiye, Başvuru No: 23314/19).
c-
AYM 'nin başlangıç süresinin başvurucunun tahmin edemeyeceği bir tarih alınması
başvurucu için katlanılamaz bir yüktür. AYM’nin
bu yöndeki içtihatları anlaşılmaz, katı
ve öngörülmezdir. Kararda anılan Hüseyin Aşkan içtihadı kapsamında bir
değerlendirme yapıldığı anlaşılıyorsa da bu karara göre hangi tarihin başlangıç
tarihi olarak esas alındığı ve bunun nasıl tespit edildiği o tarihte
başvurucu tutuklu olduğu da dikkate alınırsa
somut dosya bakımından açıklanmamıştır. Katı ve şekilci değerlendirme mahkeye
erişim hakkını kısıtlamıştır. 6216 sayılı kanun lafzî yorumu başvuru hakkını
kısıtlamaktadırb
d-
Ayrıca Türk hukukunda avukatın onama kararından sonra ilgili ceza davasına
ilişkin yetkisinin bittiğini belirtmek gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
06.03.2007 gün ve 2007/6-13-2007/54 sayılı kararına göre avukatlık sözleşmesinin kesin hüküm elde
edilince sona ereceğinden, kesinleşme sürecinden sonraki işlemler için aynı avukatın
işe devam etmesi isteniyorsa ayrı bir avukatlık sözleşmesi (sözlü veya yazılı)
yapılması gerektiği aşikardır. Vekaletname
geçerliliğini sürdürse de avukatın başvuru için müvekkilinden sözlü de
olsa yetki alması gerekir. Olağanüstü kanun yollarına veya bireysel başvuruya
müracaat ceza davasını yürütme görevini alan bir avukat için İstinafa başvuru
veya temyize başvuru gibi görevin zorunlu bir parçası değildir.
e- Tutuklu müvekkile karar bildirilmeden başvuru süresi başlatılamaz. Kaldığı ki avukat
bakımından da öğrenme yoktur.
f- UYAP’ta kararı açmanın öğrenme sayılarak
tebliğin sonuçlarını doğurması yaklaşımı hukuki belirsizliğe yol açmıştır.
Öğrenme daha kapsamlı bir süreci gerektirir.
g-
Özellikle somut olay bakımından bu yorum aşırı şekilcidir. AYM’ye başvuru
süresi 30 gündür. Başvuru sadece mesai saatlerinde, Mahkeme kalemlerine müracaatla ya da bizzat
AYM’ye giderek yapılmaktadır. Sunulan belgeler onaylı olmalıdır. Postayla veya
UYAP’tan müracaat mümkün değildir. Tutuklular için hukuki yardım almak bu
süreçte neredeyse imkansızdır. Başvurucu açısından kararı öğrenme olmadan
avukatın başvuru yapması mümükün değildir.
Bu itibarla, başvuru süresinin kısalığı ve şekli yükler, AYM’nin bu
kadar katı şekilde süre şartını yorumlamasını hakkaniyetsiz kılmıştır. Sürenin
katı yorumu insan hakları ihlallerinin, özellikle, yerel düzeyde önlenmesini
zorlaştıracaktır.
h-
Anayasanın 40/1. maddesi, anayasal özgürlükleri ihlal edilen kimselerin ilgili
mercilere müracaat edebilmelerini kolaylaştırmayı ve bu konuda fertlerin önüne
çıkan engelleri ortadan kaldırmayı devlete pozitif yükümlülük olarak yüklemiştir. Maddede bildirim yükümlülüğü 2. fıkrada bildirimi isteme hakkına ek olarak
düzenlenmiştir. AYM başvuru süresine ilişkin
yorumunu bu yükümlülükler kapsamında değerlendirilmeliydi. Bu itibarla bildirimin yapılmadığı
durumlarlarda konu insan hakları ise başvurucu Anayasanın 40. maddesinin temas
ettiği yükümlülük kapsamında yorumlanmalıdır. 6216 sayılıl kanunun 47/5. maddesi
bu yükümlülüğü kaldıracak şekilde yorumlandığından AYM’nin yorum yöntemi yanlıştır, başvurucu lehine
yorum zorunludur.
ı-
Ayrıca AYM’nin başvurucular aleyhine UYAP’ı araştırıp kendisinin belge toplaması
usulü de başvurucular açısından güven sarsıcıdır. AYM Encü ve Diğerleri
kararında da UYAP’ı aynı titizlikle incelese eksik belgeleri bulabilirdi.
AYM’nin yine “tutukluluk kararı yok, tutuklama itiraz dilekçesi sunulmamış”
gerekçeleriyle reddettiği dosyalar da vardır (CMK 38/A. Ve HMK 445. Maddelerine göre dosyadaki bütün
belgelerin UYAP’a taranması zorunludur).
Hükümet bu yönde bir iddiada
bulunmamasına rağmen bu kadar şekilci bir yaklaşımı belge araştırma çabasına
girerek yapması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. UYAP işlem kütüğüne
sadece kamu makamlarındakilerin ulaşıyor olması, sanık/davacı ve vekillerinin
bu kararlara ulaşmaması da silahların eşitliği ilkesine aykırıdır.
i-
Bunun yanında kararı öğrendiği varsayılan taraf bu kütüğü kontrol edemediği
için kararı ne zaman gördüğünü hatırlamazsa bunun yükü kendi üstünde
kalacaktır. Yani burada unutma hakkı yoktur. İşlem kütüğü kendisine kapalı
olmasına rağmen olumsuz tüm sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılması
hakkaniyete aykıdır. Sırf bu neden bile AYM’nin yorumunun katı ve şekilci olduğunun
göstergesidir.
Sonuç olarak AYM hem, belirsiz ve öngörülemez
kurallar, hem de katı yorum ilkeleri nedeniyle
mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasına neden olmuştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder