AİHM’in 9 Ocak 2018 tarihli kararlarının basın bildirisinde ‘iş
yerinde görüntü kaydı yapılması’ nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlaline
karar verildiği yazıyordu (lópez Rıbalda ve diğerleri/ İspanya, no: 1874/13
8567/13). Oysaki daha önce başka bir kararında AİHM (Köpke/Almanya, no: 420/07, 5 Ekim 2010 ) aksi yönde bir karara varmıştı.
Olaylara göre; İspanya’daki bir işyerinde
hırsızlık olayları meydana gelince işyerine kameralar konmuş, işçiler
(başvuranlar) görünürdeki kameralardan
haberdar edilmelerine rağmen kasayı gören gizli kameralardan haberdar
edilmemişlerdi.
Kamera kayıtlarına göre başvuran işçilerin hırsızlık yaptıkları
veya yapılmasını kolaylaştırdıkları tespit edilmiş, bunun üzerine
işçilerin hepsi işten çıkarılmış ve işçilerin bir kısmıyla ceza davası
açılmayacağı söylenerek işveren aleyhine
haksız fesih nedeniyle dava açmayacaklarına dair bir anlaşma imzalanmıştı. Başvuran işçiler, işverenleri aleyhine açtıkları davada bu anlaşmanın baskı
altında yapıldığını ve bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürmüşlerdi. İspanya’daki
iç hukuk sürecinde video kaydının hukuka aykırı olmadığına ve sözleşmenin
feshinin haksız olmadığına karar verilmişti. Başvuranlar AİHM’deki şikâyetlerinde ise hem
görüntülerinin kaydedilmesinin AİHS 8. maddesindeki özel hayata saygı hakkının
ihlali olduğunu hem de bu görüntülerin esas delil kabul edilerek işten
çıkarılmalarının haksız olduğunu AİHS’in adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesine
dayanarak ileri sürmüşlerdi.
Burada tüm kararı incelemek
yerine AİHM’in benzer bir olayda ihlal bulunmadığına karar vermesine rağmen bu
davada neden farklı değerlendirme yaptığına değinmekle yetineceğiz. AİHS 6. madde şikayeti yönünden, yerel
mahkemelerin dayandığı tek delilin bu tartışmaya konu görüntü kayıtları
olmaması ve iç hukukta işverenle yaptıkları anlaşmanın, anlaşma yapılırken
başvuranların temsilcisinin de görüşmelere katıldığı da dikkate alınarak, baskı
altında yapıldığına ilişkin delil bulunmaması nedeniyle ihlal bulunmadığına oy birliğiyle karar verildiğini de belirtelim.
Köpke
kararıyla önündeki mevcut dava arasındaki farkı AİHM şu şekilde ortaya koymuştur;
Öncelikle Köpke kararının tarafı Almanya’da o tarihlerde kişisel verilerin korunmasını düzenleyen açık bir yasal hükmün olmamasına rağmen mevcut olayda İspanya’nın iç hukukunda bu konunun ayrıntılı yasal düzenlemeye bağlandığı belirtilmiştir. İspanya’daki mevzuat veri kaydetmeden önce çok açık bir şekilde ilgili kişilerin bu durumdan (görüntü kaydetmenin amacı, yöntemi, vs) haberdar edilmelerini düzenliyormuş ( previously, explicitly, precisely, unambigiously). Yukarıda belirtildiği gibi somut olayda işçiler kayıt yapan kameraların bazıları hakkında bilgilendirilmemişlerdi.
İkinci olarak, Köpke kararında
özellikle iki kişiden şüphelenilmiş ve sadece bu kişilerin gözlenmesi
amaçlanmıştı. Somut olayda ise iş yerinde hırsızlık yapıldığına ilişkin genel
bir şüphe vardı, ve münhasıran görüntüleri kaydedilen işçilerden
şüphelenilmemişti.
Ayrıca Köpke davasındaki olayda
görüntü kaydı süreyle sınırlıydı, somut olayda ise süre sınırı belirtilmemişti.
İşte bu gerekçelerle AİHM, Köpke
kararından farklı bir sonuca vararak, özellikle İspanya jç hukukundaki
düzenlemeye aykırı davranıldığı için, iş yerinde bu şekilde görüntü
kaydedilmesi nedeniyle iş verenin mülkiyet hakkıyla başvuranların özel hayata saygı
hakkı arasında dengeyi kurmayarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirmeyen
hükümetin AİHS 8. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Tabiki kanun yaptıysan ona göre hareket edeceksin diyor AİHM, ama kanun yapılmazsa sorun olmayacak mıydı? Ayrıca, bence ilgisiz olsa da, AİHM'in suç işleyenleri fazla koruduğuna yönelik gelen itirazlarda bu karar bundan sonra örnek verilebilecek kararlardan olacaktır. Zaten muhalefet şerhlerinden biri de buna yönelik.
Bu karara iki hakimin manevi tazminat verilmesi yönünden, bir hakimin de esas yönünden muhalefet kaldığını belirtelim. Rus
Hakimin esas hakkındaki itirazı başvuran devletin orantısız ve keyfi uygulaması
bulunmadığına, başvuranların kendi hatalarının sonucuna katlanmaları yerine
ödüllendirilmelerinin yanlış olduğuna yönelik. AİHS’in yanlış yapanları koruyacak
şekilde yorumlanmasına itiraz ettiğini belirtmiş. Bu demektir ki karar henüz
kesinleşmediğine göre Büyük Daire önüne gitme ihtimali olan bir karar. Henüz kesin değil.
Karar Büyük Daireye gitti ve ihlal olmadığına karar verildi...
Karar Büyük Daireye gitti ve ihlal olmadığına karar verildi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder