10 Ocak 2018 Çarşamba

İŞ YERİNDE KAMERA İLE GÖRÜNTÜ KAYDI ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKININ İHLALİNİ OLUŞTURUR MU?


AİHM’in 9 Ocak  2018 tarihli kararlarının basın bildirisinde ‘iş yerinde görüntü kaydı yapılması’ nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlaline karar verildiği yazıyordu (lópez Rıbalda ve diğerleri/ İspanya, no: 1874/13 8567/13). Oysaki daha önce başka bir kararında AİHM (Köpke/Almanya, no: 420/07, 5 Ekim 2010 ) aksi yönde bir karara  varmıştı.

 Olaylara göre; İspanya’daki bir işyerinde hırsızlık olayları meydana gelince işyerine kameralar konmuş, işçiler (başvuranlar)  görünürdeki kameralardan haberdar edilmelerine rağmen kasayı gören gizli kameralardan haberdar edilmemişlerdi. 
Kamera kayıtlarına göre başvuran işçilerin hırsızlık yaptıkları veya yapılmasını kolaylaştırdıkları tespit edilmiş,  bunun üzerine  işçilerin hepsi işten çıkarılmış ve işçilerin bir kısmıyla ceza davası açılmayacağı söylenerek işveren aleyhine  haksız fesih nedeniyle dava açmayacaklarına dair bir anlaşma imzalanmıştı. Başvuran işçiler, işverenleri aleyhine açtıkları davada bu anlaşmanın baskı altında yapıldığını ve bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürmüşlerdi. İspanya’daki iç hukuk sürecinde video kaydının hukuka aykırı olmadığına ve sözleşmenin feshinin haksız olmadığına karar verilmişti.  Başvuranlar AİHM’deki şikâyetlerinde ise hem görüntülerinin kaydedilmesinin AİHS 8. maddesindeki özel hayata saygı hakkının ihlali olduğunu hem de bu görüntülerin esas delil kabul edilerek işten çıkarılmalarının haksız olduğunu AİHS’in adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesine dayanarak ileri sürmüşlerdi.

Burada tüm kararı incelemek yerine AİHM’in benzer bir olayda ihlal bulunmadığına karar vermesine rağmen bu davada neden farklı değerlendirme yaptığına değinmekle yetineceğiz.  AİHS 6. madde şikayeti yönünden, yerel mahkemelerin dayandığı tek delilin bu tartışmaya konu görüntü kayıtları olmaması ve iç hukukta işverenle yaptıkları anlaşmanın, anlaşma yapılırken başvuranların temsilcisinin de görüşmelere katıldığı da dikkate alınarak, baskı altında yapıldığına ilişkin delil bulunmaması nedeniyle ihlal bulunmadığına oy birliğiyle karar verildiğini de belirtelim.

  Köpke kararıyla önündeki mevcut dava arasındaki farkı AİHM şu şekilde ortaya koymuştur;

Öncelikle Köpke kararının tarafı  Almanya’da o tarihlerde kişisel verilerin korunmasını düzenleyen açık bir yasal hükmün olmamasına rağmen mevcut olayda İspanya’nın iç hukukunda bu konunun ayrıntılı yasal düzenlemeye bağlandığı belirtilmiştir. İspanya’daki mevzuat veri kaydetmeden önce çok açık  bir şekilde ilgili kişilerin bu durumdan (görüntü kaydetmenin amacı, yöntemi, vs)  haberdar edilmelerini düzenliyormuş ( previously, explicitly, precisely, unambigiously). Yukarıda belirtildiği gibi somut olayda işçiler kayıt yapan kameraların bazıları hakkında bilgilendirilmemişlerdi.
İkinci olarak, Köpke kararında özellikle iki kişiden şüphelenilmiş ve sadece bu kişilerin gözlenmesi amaçlanmıştı. Somut olayda ise iş yerinde hırsızlık yapıldığına ilişkin genel bir şüphe vardı, ve münhasıran görüntüleri kaydedilen işçilerden şüphelenilmemişti.
Ayrıca Köpke davasındaki olayda görüntü kaydı süreyle sınırlıydı, somut olayda ise süre sınırı belirtilmemişti.
İşte bu gerekçelerle AİHM, Köpke kararından farklı bir sonuca vararak, özellikle İspanya jç hukukundaki düzenlemeye aykırı davranıldığı için, iş yerinde bu şekilde görüntü kaydedilmesi nedeniyle iş verenin mülkiyet hakkıyla  başvuranların özel hayata saygı hakkı arasında dengeyi kurmayarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümetin AİHS 8. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Tabiki kanun yaptıysan ona göre hareket edeceksin diyor AİHM, ama kanun yapılmazsa sorun olmayacak mıydı?  Ayrıca, bence ilgisiz olsa da, AİHM'in suç işleyenleri fazla koruduğuna yönelik gelen itirazlarda bu karar bundan sonra örnek verilebilecek kararlardan olacaktır. Zaten muhalefet şerhlerinden biri de buna yönelik.


Bu karara iki hakimin  manevi tazminat  verilmesi yönünden, bir hakimin de esas yönünden muhalefet kaldığını belirtelim. Rus Hakimin esas hakkındaki itirazı başvuran devletin orantısız ve keyfi uygulaması bulunmadığına, başvuranların kendi hatalarının sonucuna katlanmaları yerine ödüllendirilmelerinin yanlış olduğuna yönelik. AİHS’in yanlış yapanları koruyacak şekilde yorumlanmasına itiraz ettiğini belirtmiş. Bu demektir ki karar henüz kesinleşmediğine göre Büyük Daire önüne gitme ihtimali olan bir karar. Henüz kesin değil.
Karar Büyük Daireye gitti ve ihlal olmadığına karar verildi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder