7 Haziran 2018 Perşembe

KEFALETLE TAHLİYE: Kefalet Miktarının Fahiş Olması


GAFA V MALTA,  AİHM 54335/14, 22 Mayıs 2018

Bu dava (adını bir kere yüksek sesle okursanız aklınızda uzun süre kalacaktır) kefalet miktarının çok yüksek belirlenmesi halinde, bu miktarı ödeyemeyen başvuran bakımından tutukluluğun haksız sayılıp sayılmayacağını değerlendiriyor olması yönüyle benim dikkatimi çekti.
Olayları çok kısaca özetlersek; başvuran kasten adam öldürme suçundan tutuklu iken kanunda öngörülen azami tutukluluk süresi dolunca ilgili yerel mahkeme kefalet karşılığında tahliyesine karar veriyor. Başvuran kefalet miktarının fahiş olduğunu belirterek bu karara defalarca itiraz ediyor ve kefalet miktarının düşürülmesini talep ediyor, bu itirazları yerel Mahkemelerce neredeyse bir yıllık bir süre boyunca reddediliyor. Bir yıllık bir süre sonunda, ailesinden kalma ihtimali olan miras payı garanti gösterilerek ve annesinin kişisel kefaleti kabul edilerek, başvuran tahliye ediliyor. Sonrasında hüküm alınca (35 yıl) tekrar cezaevine gönderiliyor.
Bu davada inceleme konusu kefalet karşılığı tahliye kararı ile tahliye arasında geçen bir yıldan 16 gün eksik olan süredeki tutukluluğun, kefalet miktarının aşırı olarak belirlenmesi ve başvuranın bunu ödeyemeyecek durumda olması nedeniyle haksız olup olmadığıdır.
Malta Hükümetinin görüş yazısında belirttiği, tutukluluk süresinin mahsup edilmesi halinde bunun mağdur sıfatını kaldırıp kaldırmayacağı konusu da önemlidir. Aslında haksız tutuklama iddiası varsa böyle bir durumun söz konusu olmayacağı aşikârdır. Zira tutuklamanın haksız olması ile kişinin suçlu olması mutlaka çelişkili bir durum değildir. İnsan hakları herkes içindir. Kişi suçlu olsa da insan haklarına ilişkin ilkeler uygulanmalıdır. Kolluk veya yargı görevlilerinin kişi suçlu ve itham edilen suç da ‘önemli’ suçlardan ise ihlale sebebiyet vermemek için daha titiz çalışmaları gerekirken, uygulamada, “nasılsa suçlu” denilmekte ve aksine özensizlik/düzensizlik karşısında sessiz kalınması, daha açıkçası hâkimlerin usulsüzlüklere göz yumması beklenilmektedir. Sonra AİHM/AYM ihlal verince AİHM suçluları koruyor algısı yaratılıyor. Kanundaki gerekçenin şeklen bile yazılmadığı kararların verildiğini görüyoruz; UYAP şablondan karar alınsa, kopyala yapıştır yapılsa  ki bunu katipler daha iyi yapar,  en azından şeklen daha düzgün bir karar ortaya çıkacak aslında…
Neyse, asıl kararda AİHM’in bu konuda ne dediğine dönecek olursak;
Aslında benim yukarıda yazdıklarıma benzer şeyler söylemiş J   Hükümete (Malta) öncelikle  tutuklamaya ilişkin halleri düzenleyen AİHS 5. maddesinin başındaki “every” kelimesini hatırlatmış. Yani kişinin sonradan ceza almış olması, başta yapılan tutukluluğun haksızlığını ortadan kaldırmayacağını belirtmiş.
İlgili hükümetin başvuranın maddi tazminat peşinde olduğu iddiasına karşılık olarak ise (nasıl böyle bir iddiada bulundularsa artık) yine sözleşmenin 34 ve 41.   maddelerini işaret ederek, Sözleşmedeki hakları ihlal edilen kişilerin tazminat istemesinin meşru bir talep olduğunu, hükümetin savunmasının mantıksız olduğunu  (kim yazıyor  bu Maltanın savunmalarını J) belirtmiş.
Kefalet miktarının aşırı olduğu iddiası karşısında, Mahkemelere kefalet miktarı tayininde dengeli hareket etmeleri ve başvuranın ödeme  gücünü göz önünde bulundurmaları yükümlülüğü; başvuranlara da ekonomik durumları hakkında yeterli ve doğru bilgileri ilgili mahkemelere sunma yükümlülüğü getirildiği anlaşılıyor.
Somut olayda başvuran kefaletle tahliye kararı açıklandıktan sonra, ödeme gücüne ilişkin belgeleri sunmasına rağmen kefalet miktarının azaltılması talebini inceleyen mahkemelerin bu belgeleri dikkate almamaları AİHM tarafından eksiklik olarak kabul edilmiş.
Ayrıca kefalet kararı verilmesine rağmen, kefalet miktarına ilişkin itirazı incelerken suçun niteliğine ilişkin ve başvuranın suçluluğuna ilişken yeni delillerin ortaya çıkması gibi nedenlerle talebin reddinin doğru olmadığı, ilgisiz olduğu belirtilmiş.
 Sonuç olarak, kefalet miktarına ilişkin itirazın incelenmesinde başvuranın ödeme gücüne ilişkin değerlendirme yapılması gerekirken ilgisiz gerekçelerle başvuranın taleplerinin reddi AİHS 5/3 maddesinin ihlali olarak kabul edilmiş.

PS: Son cümlemizi yazdık ama, şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Bu kararda hangi hallerde başvurunun listeden düşürüleceğine ilişkin geniş, aynı zamanda özet bir değerlendirme var. Gerekli olduğunda topluca ve hızlıca bakmak için bunu da buraya not edeyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder