22 Aralık 2014 Pazartesi

Avrupa Konseyine göre Türkiye'nin 2014 İnsan Hakları Karnesi

Yılın sonuna doğru biten yılın muhasebesini yapmak adettendir.  Avrupa Konseyi'de Türkiye'nin 2014 insan hakları karnesini yayınlamış. İlk bakışta kötü gibi görünse de performans ve sonuç değerlendirmesi yapıldığında beklenenin ötesinde iyi bile denilebilir. Ancak son aylardaki performansın daha kötü görüldüğünü  söylemek mümkün...
Buradan ulaşmak mümkün: http://www.humanrightseurope.org/2014/12/turkey-human-rights-2014-timeline/

17 Aralık 2014 Çarşamba

AİHM Eski Hakiminin Şikâyeti Büyük Daire Önüne Gidiyor

Baka/Macaristan davası Mayıs 2014 tarihinde AİHM Dairesi tarafından karara bağlanmış ve AİHM  eski hakimi başvuranın mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri oy birliğiyle kabul edilmişti.

Bu dava pek çok yönüyle önemli. Öncelikle, Macaristan'da yargıya yönelik reform hareketlerinin hızlandığı bir dönemde verilmiş olması nedeniyle, ortaya konulan prensipler bir nevi reform hareketlerinde dikkate alınması gereken prensipler gibi duruyor. İkinci olarak ise, hakimlerin reformlara yönelik eleştirilerinin, siyasi çağrışımlar içerse de, AİHS 10. madde kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle ve daha geniş anlamda hükumeti eleştiri hakkını ve orantılılık ilkesini ortaya koyması bakımından önemli bir karar.

Davaya konu olaylara göre, başvuran Macaristan'da Yüksek Mahkemenin Başkanı olarak görev yaparken aynı zamanda Adalet Kurulunun Başkanlığını yapıyordu. Bu dönemde yapılan reformları çeşitli yollarla eleştirmişti.

Yapılan bir anayasa değişikliği ile Yüksek Mahkeme Başkanlarının görev süreleri yeniden belirlenirken Anayasanın yürürlüğe girmesiyle başvuranın görev süresinin  normal süresinden daha erken sona ermesi de öngörülüyordu.Başvuranın yeniden seçilmesi de değişiklikle getirilen görev süresi şartı nedeniyle mümkün değildi. Başvuranın, AİHM'de görev yaptığı sürenin dikkate alınmaması nedeniyle, görev süresi şartını taşımadığı kabul edilmişti. 

Başvuran, görev süresinin sone ermesini öngören değişikliğe itiraz hakkı olmadığından mahkemeye erişim hakkının (AİHS m. 6)  ve yaptığı eleştiriler nedeniyle görevine son verilmesinin ise ifade özgürlüğü hakkının (AİHS m. 10) ihlal edildiğini ileri sürmüştü. AİHM Dairesi başvuranı haklı buldu ancak, Macaristan Hükümeti'nin yaptığı Büyük Daire başvurusu kabul edildiğinden, karar henüz kesin değil.

Vurgulamak gerekir k,i başvuran eski bir AİHM hakimi ve hem Avrupa Konseyinin Parlamenterler Meclisi ve Konsey bünyesindeki İnsan Hakları Yürütme Kurulu (CDDH) son zamanlarda, AİHM hakimlerinin görev süresi sonrasında özellikle emeklilik hakkını elde edememiş olanlar için bir takim hakların garanti edilmesine yönelik çalışmalar yapmaktalar. Bu çalışmalar mahkemenin bağımsızlığının güçlendirilmesi yönündeki çalışmaların bir parçasıdır. Aynı zamanda Anayasa değişikliklerinde,Venedik Komisyonu'nun tavsiyesine göre, geçiş hükümlerini bulunması gerekliliği de yerine getirilmemiş görünüyor. Dolaysıyla,  daire kararının değişmemesi daha muhtemel görünüyor. 

8 Aralık 2014 Pazartesi

AİHM'e İrlanda/Birleşik Krallık Davası için Gözden Geçirme Başvurusu


AİHM’in 1970 yılında karara bağladığı İrlanda/Birleşik Krallık davası İrlanda’nın AİHM’e sonradan ortaya çıkan delillere dayanılarak dosyanın yeniden açılmasını talep edeceğini açıklaması üzerine tekrar gündeme geldi. Bu dava işkencenin tanımı söz konusu olduğunda sıkça karşımıza çıkar. Genellikle bu davada uygulanan kriterlerden daha çok AİHM’in sonuç olarak verdiği karar tartışmalara konu olmuştur. 

 Strazburg’da ilk kez kötü muamelenin işkence eşiğine ulaştığı 1969 yılında Avrupa Komisyonu tarafından Greek davasında kabul edildi. Bu davada Yunan polisinin itiraf elde etmek için başvurduğu falaka yönteminin işkence olduğuna hükmedilmişti. AİHM İrlanda/Birleşik Krallık davasında ise başvuranların dövülmesinin ise işkence eşiğini aşmadığından insanlık dışı muamele olarak görmüştü; güvenlik görevlileri tarafından uygulanan acının seviyesinin işkence düzeyine ulaşmadığı kabul edilmişti. Aslında bu davada Komisyon, uygulanan ‘duvara dayama’, ‘başa torba geçirme’, ‘gürültüye maruz bırakma’, ‘uykusuz bırakma’ ve ‘yiyecek ve içecekten yoksun bırakma’ suretiyle gerçekleştirilen, beş teknik olarak adlandırılan muameleleri oy birliğiyle işkence olarak kabul etmişti. Mahkeme ise bunları,  insanlık dışı muamele  olarak kabul etmiştir.  Bu iki davadan daha sonraki bir tarihte 1990 yılında Selmouni/Fransa davasında ise AİHM, sözleşmenin yaşayan bir metin olduğunu belirterek, hangi muamelenin insanlık dışı muamele veya aşağılayıcı muamele yada işkence sayılacağının zaman içinde değişebileceğini belirtmiştir.  Şimdi, bu durumda, AİHM gözden geçirme talebini incelemeye alırsa hangi tarihteki koşulları dikkate alacak?

Yukarıda bahsedilen AİHM’e yapılan gözden geçirme başvurusu ve genel olarak gözden geçirme kararlarına ilişkin olarak bkz: http://jurist.org/forum/2014/12/philip-leach-hooded-men.php

6 Aralık 2014 Cumartesi

Kabuledilebilirlik Kriterlerine Dair Yeni Uygulama Rehberi

Bilindiği üzere AİHM'e başvuru koşulları Ocak 2014 itibariyle artık daha katı. Zira, Mahkemenin kurallarının 47. maddesinde bu yönde değişiklikler yapılmıştı. Zaten AİHM'e yapılan başvuruların %90 dan fazlası kabuledilemez bulunuyordu. Yeni getirilen şartlardan sonra bu oranın daha da artmaması için başvuru yapılmadan önce bu rehberin okunmas şart. Uygulama Rehberinin son halinin ingilizcesi için (maalesef Türkçesi henüz AİHM sitesinde yayınlanmamış): http://www.echr.coe.int/Pages/home.aspx?p=caselaw/analysis&c=#n13911818434147472885497_pointer

AİHM Türkiye'de kadın haklarına gelenekçi bakışı reddeden yeni bir karar verdi

Ünal Tekeli kararı ve evli kadının soyadına ilişkin diğer kararlarda AİHM, Türkiye'de çoğunluk tarafından 'normal' hatta olması gereken kabul edilen evlenen kadının kocasının soyadını taşımasını, özel hayata saygı hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının  ihlali olarak görmüştü. 2 Aralık 2004 tarihli Emel Boyraz kararında ise AİHM, başvuranın  sadece kadın olması nedeniyle işe başlatılmamasını da ayrımcılık yasağının ihlali olduğuna karar verdi. Bu davada, başvuran erkek olmadığı ve askerlik hizmetini tamamlama şartını yerine getirmediği için,  TEDAŞ'a güvenlik görevlisi olarak atanmasına rağmen, başlangıcı yapılmamıştı.
AİHM, kararını verirken, Sözleşmenin ilgili maddelerinin yanı sıra CEDAW'a ve Avrupa Konseyinin ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin dökümanlarına atıf yapmıştır.
Kararın en önemli yönü AİHM'in özel hayat kavramını kadın hakları bağlamında genişletmiş olmasıdır. Bilindigi üzere Türkiye 12 nolu protokole taraf olmadığından ayrımcılık hakkının ihlali iddiaları Türkiye bakımından AİHS madde 14 altında değerlendirilebilir. Bu demektir ki, Sözleşme'de güvence altına alınan başka bir hakkın ayrımcılık oluşturacak şekilde ihlal edildiği ileri sürülebilir. Başka bir hakkın ihlal edildiği iddia edilmeden sadece 14. madde ihlal edildi denilemez. AİHM bu kararda cinsiyetin kişinin kimliğinin doğal parçası olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, AİHM'in 8. maddenin kapsamını geniş yorumlamak suretiyle, aslında, ayrımcılık yasağının uygulanabilirliğini artırdığını söyleyebiliriz. 
Kararın diğer bir önemli yönü ise AİHM'in hükumetlere tanıdığı takdir hakkını 'margin of appreciation' oldukça sınırlı tutmuş olmasıdır. Aslında bu durum, yukarıda değinilen, özel hayat kavramını geniş şekilde yorumlamasının da sonucudur. AİHM konunun cinsiyet ayrımcılığına ilişkin olduğunu vurgulayarak devlete tanınan takdir yetkisinin daha dar olduğunu belirtmiştir. Hükümetin sunduğu kadın gece vardiyalarında çalışamaz, silah kullanamaz gibi gerekçelerin de ayrımcılığı haklı göstermeye yetmediğini vurgulamıştır.
 Karar, her ne kadar çığır açmasa da, AİHM'in ve daha geniş çerçevede Avrupa Konseyinin kadınlara karşı ayrımcılıkla mücadeledeki kararlı tutumunu ortaya koyması bakımından önemli bir karardır.